BANA GÖRE  
Seyfettin BATAL
s.batal@hasad.com.tr


T.C. TARIM BAKANLIĞI KİMİN YANINDA?

hasad bitkisel üretim dergisi'nin Mart 2010 tarihli sayısından
 

         Ata­la­rı­mız ne gü­zel de­miş­ler: “Zen­gi­nin ma­lı zü­ğür­dün çe­ne­si­ni yo­ra­r”­
Al­tı ay­dan be­ri bir GDO (Ge­ne­ti­ği De­ğiş­ti­ril­miş Or­ga­niz­ma­lar) ola­yı tar­tı­şı­yo­ruz. Şim­di de TBMM gün­de­min­de bir “Bi­yo­gü­ven­lik Ka­nun Ta­sa­rı­sı­” var. Bel­ki siz bu sa­tır­la­rı oku­du­ğu­nuz za­man ta­sa­rı ka­nun­laş­mış ola­cak, ama da­ha uzun bir sü­re de bu­nu tar­tı­şa­ca­ğız. Çün­kü bu ta­sa­rı da en az GDO Yö­net­me­li­ği gi­bi bir sü­rü yan­lış­lar ve çe­liş­ki­ler­le do­lu.

GDO Tartışması

         Tür­ki­ye­’de GDO­’lu to­hum üre­ten fir­ma yok, GDO­’lu to­hum­la­rın eki­mi de ya­pıl­mı­yor. Kı­sa­ca GDO ile bi­zim ne bi­lim­sel ola­rak, ne de eko­no­mik ola­rak bir ala­ka­mız var. GDO­’lu to­hum­la­rı ABD fir­ma­la­rı üre­ti­yor. Bu to­hum­lar­la; ABD, Ka­na­da, Bre­zil­ya, Ar­jan­tin, Çin gi­bi ül­ke­ler üre­tim ya­pı­yor ve tüm dün­ya­ya sa­tı­yor­lar. On­lar GDO’­dan pa­ra ka­za­nı­yor. Biz ise GDO­’yu tar­tı­şı­yo­ruz. Hem de ne tar­tış­ma­… TBMM Ge­nel Ku­ru­lu­’n­da­ki gi­bi fi­kir­le­rin su­sup, “e­fe­”li­ğin ko­nuş­tu­ğu bir tar­tış­ma. Ni­ye? Çün­kü Ta­rım Ba­kan­lı­ğı, al­tı ay ön­ce “Gı­da ve Yem Amaç­lı Ge­ne­tik Ya­pı­sı De­ğiş­ti­ril­miş Or­ga­niz­ma­lar ve Ürün­le­ri­nin İt­ha­la­tı, İş­len­me­si, İh­ra­ca­tı, Kon­trol ve De­ne­ti­mi­ne Da­ir Yö­net­me­li­k” adı al­tın­da bir dü­zen­le­me yap­tı. Bu yö­net­me­li­ğe gö­re, ül­ke­miz GDO­’lu ürün­le­rin üre­ti­mi­ne ka­pa­lı, kul­la­nı­mı­na ve it­ha­la­tı­na açık. 26 Ekim 2009 ta­rih­li Res­mi Ga­ze­te­’de ya­yım­la­nan yö­net­me­lik 21 mad­de­den olu­şu­yor. Yö­net­me­li­ğin he­men bü­tün mad­de­le­ri de adı gi­bi son de­re­ce kar­ma­şık ve bo­zuk bir Türk­çey­le ka­le­me alın­mış. De­fa­lar­ca oku­ma­ma rağ­men bir şey an­la­ma­mış­tım. O yüz­den de yö­net­me­li­ğin ne de­di­ği­ni an­la­mak için ya­zar­la­rı­mız­dan Sayın Prof. Dr. Ce­lâl Er ile Sa­yın Doç. Dr. Ef­tal Düz­ya­ma­n’­ın yar­dı­mı­na ih­ti­yaç duy­muş­tum. On­la­rın açık­la­ma­la­rın­dan ve baş­ka kay­nak­lar­dan edin­di­ğim bil­gi­ler­den son­ra an­la­dım ki, bu yö­net­me­lik bi­zim Ta­rım Ba­kan­lı­ğı­’n­da ha­zır­la­nan bir me­tin de­ğil, AB ül­ke­le­rin­den aşır­ma bir ter­cü­me­… Ter­cü­me de Türk­çe dil­bil­gi­si ku­ral­la­rı­na gö­re de­ğil de mo­to mot, ya­ni ke­li­me­le­rin ye­ri­ne Türk­çe kar­şı­lık­la­rı mon­te edi­le­rek yapıl­mış. Ör­ne­ğin; “Gı­da ve Yem Amaç­lı Ge­ne­tik Ya­pı­sı De­ğiş­ti­ril­miş Or­ga­niz­ma­lar ve Ürün­le­ri­nin İt­ha­la­tı, İş­len­me­si, İh­ra­ca­tı, Kon­trol ve De­ne­ti­mi­ne Da­ir Yö­net­me­li­k” şek­lin­de­ki ifa­de böy­le bir ter­cü­me so­nun­da or­ta­ya çık­mış hem dev­rik, hem de kar­ma­şık bir cüm­le­dir. Bu cüm­le­nin Türk­çe dil­bil­gi­si ku­ral­la­rı­na gö­re doğ­ru şek­li şöy­le ol­ma­sı ge­re­kir­di: “Ge­ne­tik Ya­pı­sı De­ğiş­ti­ril­miş Or­ga­niz­ma­lar ve Ürün­le­ri­nin, Gı­da ve Yem Amaç­lı Kul­la­nı­mı İçin; İt­ha­la­tı, İş­len­me­si, İh­ra­ca­tı, Kon­trol ve De­ne­ti­mi­ne Da­ir Yö­net­me­lik.”

         Ney­se ko­nu­muz bu de­ğil. Ay­rı­ca Ta­rım Ba­kan­lı­ğı yet­ki­li­le­ri­ne Türk­çe der­si ver­mek gi­bi bir mak­sa­dım da yok­tur. Ko­nu­muz, to­hu­mu­nu üret­me­di­ği­miz, eki­mi­ni yap­ma­dı­ğı­mız Ge­ne­ti­ği De­ğiş­ti­ril­miş Or­ga­niz­ma­la­rı biz ni­ye tar­tı­şı­yo­ruz? Ön­ce med­ya­da baş­la­yan, da­ha son­ra Da­nış­ta­y’­a ta­şı­nan, ar­dın­dan da has­ta­ne­le­rin ve ti­ca­ret oda­la­rı­nın kon­fe­rans sa­lon­la­rı­na uza­nan tar­tış­ma­la­rın ana kay­na­ğı yu­ka­rı­da bah­set­ti­ğim bo­zuk Türk­çe­li ter­cü­me yö­net­me­lik­tir.

Görülmemiş Saçmalık ve Çelişki

         De­dim ya, GDO (Ge­ne­ti­ği De­ğiş­ti­ril­miş Or­ga­niz­ma­lar) bi­zim he­nüz kul­lan­ma­dı­ğı­mız ye­ni bir tek­no­lo­ji. Ne to­hu­mu­nu üre­ten fir­ma­mız var, ne de eki­mi­ni ya­pan çift­çi­miz. Bu yüz­den GDO­’y­la bir işi­miz yok­tur. Hal böy­le iken, Ta­rım Ba­kan­lı­ğı du­rup du­rur­ken ni­ye bir GDO yö­net­me­li­ği çı­kart­tı? Ba­ka­nı­mız Sa­yın Eker, bu­nun ge­rek­çe­si­ni; “G­DO­’lu ürün­ler ül­ke­miz­de üre­til­mi­yor, ama bun­lar ül­ke­mi­ze kon­trol­süz bir şe­kil­de gi­ri­yor­du. Biz bu yö­net­me­lik­le bun­la­rın gi­ri­şi­ni kon­trol al­tı­na al­mak is­te­di­k” di­ye­rek açık­lı­yor ve “Tür­ki­ye­’de üre­tim­le­ri­nin ya­sak ol­du­ğu­nu­n” al­tı­nı ka­lın çiz­gi­ler­le çi­zi­yor. Doğ­ru bir ifa­de, an­cak Sa­yın Ba­kan bu yö­net­me­lik çık­ma­dan ön­ce yap­tı­ğı açık­la­ma­lar­da da GDO­’lu ürün­le­rin ül­ke­mi­ze gi­ri­şi­nin ya­sak ol­du­ğu­nu söy­lü­yor­du. Ney­se bu da me­se­le­nin baş­ka bir bo­yu­tu. Bu­na ge­çen ay te­mas et­miş ve Sa­yın Ba­ka­n’­ın han­gi sö­zü­nü doğ­ru ka­bul et­me­miz ge­rek­ti­ği­ni sor­muş­tum. Bu­gü­ne ka­dar bir ce­vap ala­ma­dım. Ala­ca­ğı­mı da san­mı­yo­rum. Çün­kü Tür­ki­ye­’de “Dün dün­dür, bu­gün bu­gün­dür” şek­lin­de bir po­li­ti­ka man­tı­ğı var. Sa­yın Ba­kan da do­ğal ola­rak bu man­tık­la ko­nu­şu­yor ol­ma­lı. Onun için şim­di bu­nu da bir ke­na­ra bı­ra­ka­lım.
Ge­le­lim GDO­’lu ürün­le­rin Tür­ki­ye­’de üre­ti­mi­ne iliş­kin ya­sa­ğa, kul­la­nı­mı­na iliş­kin ser­best­li­ğe­… Ben bu­gü­ne ka­dar böy­le bir saç­ma­lık ve çe­liş­ki gör­me­dim de­sem ka­ba­lık mı olur bi­le­mi­yo­rum, ama ya­pı­lan yan­lı­şı ifa­de ede­cek baş­ka ke­li­me bu­la­ma­dım.

         Bu­gün iti­ba­ri ile Dün­ya’­da GDO­’lu to­hum­lar­la üre­ti­mi ya­pı­lan kül­tür­le­rin (Ör­ne­ğin; pa­muk, mı­sır, so­ya fa­sul­ye­si, ka­no­la) ek­se­ri­ye­ti Tür­ki­ye­’nin hem üre­ti­mi­ni yap­tı­ğı, hem de it­ha­lat­çı­sı ol­du­ğu ürün­ler­dir. Bu ürün­le­rin ül­ke­miz­de­ki üre­ti­min­de GDO­’lu to­hum kul­la­nıl­mı­yor. Ama GDO­’lu pa­muk, mı­sır, so­ya fa­sul­ye­si, ka­no­la ve bun­la­rın ya­ğı, küs­pe­si Tür­ki­ye­’ye ra­hat­lık­la gi­ri­yor­du. Sa­yın Ba­kan, “Biz GDO yö­net­me­li­ği­ni bun­la­rın it­ha­la­tı­nı kon­trol al­tı­na al­mak için çı­kart­tı­k” di­yor. Kul­la­nı­mı ser­best ol­duk­tan son­ra, kontrol­lü­sü­nün kon­trol­sü­zü­nün bir an­la­mı yok­tur. Bun­lar ke­li­me oyu­nun­dan baş­ka bir şey de­ğil­dir. Asıl olan bu yö­net­me­li­ğin ki­min ya­ra­rı­na ol­du­ğu­dur. Yö­net­me­lik; Tür­ki­ye­’de GDO­’lu ürün it­ha­la­tı­nı ya­sal­laş­tı­rıp, üre­ti­mini ya­sak­la­dı­ğı­na gö­re Türk çift­çi­si­nin ya­ra­rı­na ol­ma­dı­ğı aşi­kâr.

Minareye Kılıf

         GDO ye­ni bir tek­no­lo­ji. Bu ko­nuy­la il­gi­li ola­rak 1990’lı yıl­lar­dan be­ri HA­SA­D’­da ha­ber­ler ve ma­ka­le­ler çı­kı­yor. Bun­lar­dan edin­di­ğim bil­gi­le­re gö­re, Dün­ya­’da bu tek­no­lo­ji­yi ha­ra­ret­le sa­vu­nan­la­rın ya­nı sı­ra az sa­yı­da da ol­sa kar­şıt­la­rı var. Ül­ke­miz­de de GDO ta­raf­tar­la­rı­nın ve kar­şıt­la­rı­nın sa­yı­sı gi­de­rek ar­tı­yor. Ama geç­ti­ği­miz yı­lın Ekim ayı­na ka­dar Tür­ki­ye­’de bir GDO so­ru­nu ve do­la­yı­sı ile tar­tış­ma­sı yok­tu. Çün­kü ne GDO­’lu to­hum üre­ti­mi var­dı, ne de bu to­hum­lar­la ya­pı­lan tarım. Sa­de­ce GDO’­nun şid­det­li kar­şıt­la­rın­dan Zi­ra­at Mü­hen­dis­le­ri Oda­sı, GDO­’lu ürün­le­rin Tür­ki­ye’ye it­hal edi­le­rek in­san­la­ra gı­da, hay­van­la­ra da yem ola­rak ye­di­ril­di­ği­ni söy­lü­yor ve bu it­ha­la­tın ya­sak­lan­ma­sı­nı is­ti­yor­du. Ba­kan­lık da it­ha­la­ta iliş­kin id­di­ala­rı hep ya­lan­lı­yor­du. 26 Ekim 2009 ta­ri­hin­de yu­ka­rı­da sö­zü­nü et­ti­ği­miz yö­net­me­lik çık­tı. Ül­ke­miz­de­ki GDO tar­tış­ma­sı­nı alev­len­di­ren bu yö­net­me­lik, GDO­’lu ürün­le­rin ül­ke­miz­de üre­ti­mi­ni ya­sak­lar­ken, it­ha­la­tı­na ve kul­la­nı­mı­na ya­sal ser­best­lik ge­tir­di. Bu na­sıl bir man­tık, baş­ka ül­ke­le­rin çift­çi­le­ri­nin üret­ti­ği GDO­’lu ürün­le­ri sa­tın ala­cak­sı­nız, kul­la­na­cak­sı­nız, ama ken­di çift­çi­ni­zin GDO­’lu to­hum ek­me­si­ne ve üre­tim yap­ma­sı­na izin ver­me­ye­cek­si­niz. Bu man­tık­sız­lı­ğın ge­rek­çe­si de “Gen ka­çı­şı­na ma­ni ol­ma­k” gi­bi bir baş­ka man­tık­sız­lık­tır. Efen­dim GDO­’lu to­hum­lar­la Tür­ki­ye­’de üre­tim ya­pı­lır­sa, ola­bi­le­cek gen ka­çış­la­rı ile bit­ki­le­rin do­ğal ge­ne­tik ya­pı­sı bo­zu­lur­muş. Pe­ki, han­gi ürün­ler­de GDO­’lu to­hum var? Pa­muk, mı­sır, so­ya fa­sul­ye­si, ka­no­la... Bun­la­rın han­gi­si­nin ana­va­ta­nı Tür­ki­ye, han­gi­sin­de si­zin ken­di­ni­ze ait ori­ji­nal çe­şit­le­ri­niz var ki do­ğal ge­ne­tik ya­pı­yı ko­ru­ma jan­dar­ma­lı­ğı­na so­yu­nu­yor­su­nuz?

         GDO­’lu to­hum­la­rın ve­rim ve ka­li­te ba­kı­mın­dan bir­ta­kım üs­tün­lük­le­rin­den söz edi­lir­ken, ta­rım­sal üre­tim­de ba­zı gir­di­ler­den ta­sar­ruf sağ­la­dı­ğı da id­di­a edi­li­yor. Ül­ke­miz­de GDO­’lu to­hum eki­mi ya­pıl­ma­dı­ğı için ne ka­da­rı­nın doğ­ru ol­du­ğu­nu bil­me­di­ği­miz bu id­di­alar GDO ta­raf­tar­la­rı­nın gö­rü­şü­dür. GDO kar­şıt­la­rı ise bun­la­rın, ya­ni Ge­ne­ti­ği De­ğiş­ti­ril­miş Or­ga­niz­ma­la­rın ile­ri­de in­san sağ­lı­ğı­nı teh­dit ede­cek, do­ğal den­ge­yi bo­za­cak olum­suz so­nuç­la­rı­nın or­ta­ya çı­ka­bi­le­ce­ği­ni ile­ri sü­rü­yor­lar.

         He­men ifa­de ede­yim ki be­nim GDO ta­raf­tar­la­rı­nın ve kar­şıt­la­rı­nın gö­rüş­le­ri­ni tar­tış­mak gi­bi bir mak­sa­dım yok­tur. Çün­kü GDO­’lu ürün­le­rin üre­ti­mi ül­ke­miz­de ya­pıl­ma­dı­ğı için, ta­raf­tar­la­rı­nın id­di­ala­rı­na iliş­kin eli­miz­de so­mut ve­ri­ler yok­tur. Ör­ne­ğin, bun­la­rın ve­ri­mi­nin ve ka­li­te­si­nin da­ha yük­sek ol­du­ğu­nu göz­lem­le­me im­kâ­nı­mız ol­ma­dı­ğı için bu ko­nu­da­ki id­di­ala­rın doğ­ru­luk de­re­ce­si­ni bi­le­mi­yo­ruz. GDO­’lu to­hum­la­rın da­ya­nık­lı­lı­ğı ko­nu­sun­da da iki id­di­a var. Bi­rin­ci­si bu to­hum­la­rın ba­zı za­rar­lı­la­ra da­ya­nık­lı ol­du­ğu şek­lin­de. Bu doğ­ru ise ta­rım ila­cı kul­la­nı­mın­dan ta­sar­ruf sağ­la­ya­ca­ğı ka­bul edi­le­bi­lir. An­cak bu to­hum­la­rı ge­liş­ti­ren fir­ma­lar ay­nı za­man­da da ta­rım ila­cı üre­ten ku­ru­luş­lar­dır. Bun­lar aca­ba ken­di bin­dik­le­ri da­lı mı ke­si­yor­lar? İkin­ci id­di­a ise bu to­hum­la­rın ba­zı ta­rım kim­ya­sal­la­rı­na da­ya­nık­lı­lı­ğı ile il­gi­li. De­ni­yor ki, GDO­’lu to­hum­la­rın pes­ti­sit­le­re di­ren­ci çok yük­sek ol­du­ğu için ya­ban­cı­ot­la­rı ve za­rar­lı bö­cek­le­ri öl­dür­mek için yük­sek doz­da ilaç kul­la­nı­la­bil­mek­te­dir. Bu du­rum­da da ilaç kul­la­nı­mı azal­mı­yor, tam ter­si­ne ar­tı­yor. Bun­la­rın han­gi­si doğ­ru? Ya­ni GDO­’lu to­hum­lar ilaç­tan ta­sar­ruf mu sağ­lı­yor, ilaç tü­ke­ti­mi­ni mi art­tı­rı­yor? Ye­ni tek­no­lo­ji­nin kar­şıt­la­rı­nın “G­DO­’lu to­hum­la­rın in­san sağ­lı­ğı­nı teh­dit ede­ce­ği­ne, do­ğal den­ge­yi bo­za­ca­ğı­na­” iliş­kin gö­rüş­le­ri ise her­ke­sin bil­di­ği gi­bi sa­de­ce bir var­sa­yım. Bu ko­nu­da şu ana ka­dar or­ta­ya çık­mış ne bir olum­suz­luk, ne de bi­lim­sel ve­ri var. O yüz­den GDO kar­şıt­la­rı­nın id­di­ala­rı ha­va­da kal­mak­tan öteye git­mi­yor.

"Ne Şiş Yansın, Ne Kebap"

         Be­nim bu­ra­da dik­kat çek­mek is­te­di­ğim nok­ta, Ta­rım Ba­kan­lı­ğı­’nın GDO ko­nu­sun­da­ki tu­tar­sız­lı­ğı ve çe­liş­ki­le­ri­dir. Bakanlık; ABD, Ar­jan­tin, Ka­na­da, Bre­zil­ya vs. gi­bi ül­ke­le­rin çift­çi­le­ri­nin kul­lan­dı­ğı GDO’lu to­hum­la­rı bi­zim çift­çi­le­ri­mi­ze ya­sak­lı­yor. Ama o ülkelerin çift­çi­le­rinin bu to­hum­lar­la üret­ti­ği; pa­mu­ğu, soy­a fa­sul­ye­si­ni, mı­sı­rı ve ka­no­la­yı Tür­ki­ye­’ye sa­ta­bil­me­le­ri­ne izin ve­ri­yor. Bu na­sıl bir man­tık, bu na­sıl bir po­li­ti­ka­dır? Ta­rım Ba­kan­lı­ğı bu an­la­şıl­maz man­tı­ğı ve po­li­ti­ka­sı ile GDO­’lu to­hum­la­rın Tür­ki­ye­’de eki­mi­ni ya­sak­lar­ken GDO kar­şıt­la­rı­nı, GDO­’lu ürün­le­rin it­ha­la­tı­nı ve kul­la­nı­mı­nı ya­sal­laş­tı­rır­ken de GDO ta­raf­tar­la­rı­nı mem­nun et­me­yi amaç­lı­yor­sa, çok bü­yük bir ha­ta ya­pı­yor de­mek­tir. Ni­te­kim “ne şiş yan­sın, ne ke­bap” şek­lin­de özet­le­ne­cek bu po­li­ti­ka kimseyi de mem­nun et­me­miş­tir.

         Da­ha ön­ce de yaz­dım, baş­ya­za­rı­mız Prof. Dr. Sa­yın Ce­lâl Er de ge­çen ay “Ta­rım­la İl­gi­li Mev­zu­at” üze­ri­ne baş­lık­lı gü­zel ya­zı­sın­da ay­rın­tı­lı bir şe­kil­de te­mas et­ti. Ta­rım Ba­kan­lı­ğı yap­tı­ğı her işi eli­ne yü­zü­ne bu­laş­tı­rı­yor, ha­zır­la­dı­ğı her ka­nun ta­sa­rı­sı ve çı­kart­tı­ğı her yö­net­me­lik­le ye­ni bir tar­tış­ma ka­pı­sı açı­yor. Ba­kan­lık­ta “He­le bu işi dü­şün­dü­ğü­müz gi­bi ya­pa­lım. Yan­lış olur­sa son­ra dü­zel­ti­ri­z” şek­lin­de bir man­tık var. Dü­zen­le­me­ler bu man­tık­la ya­pı­lın­ca, ta­bi ki or­ta­ya bir sü­rü yan­lış iş çı­kı­yor. Böy­le olun­ca da yan­lış­lık­lar­la do­lu ka­nun­la­rı ve yö­net­me­lik­le­ri tar­tış­mak­tan, bun­lar­da de­ği­şik­lik yap­mak­tan di­ğer iş­le­re za­man kal­mı­yor. Kı­sa­ca­sı ka­nun ha­zır­la­ma­yı ve yö­net­me­lik çı­kart­ma­yı “yap­boz tah­ta­sı­”na dö­nüş­tür­dü­ler. Şu gün­ler­de TBMM gün­de­min­de Ta­rım Ba­kan­lı­ğı­’n­ca ha­zır­lan­mış yi­ne iki ya­sal dü­zen­le­me var. Bun­lar­dan bi­ri­si Ba­kan­lı­ğın “Teş­ki­lat” ya­pı­sıy­la il­gi­li ya­sa ta­sa­rı­sı, di­ğe­ri ise bu ya­zı­nın ko­nu­su olan GDO­’la­rı da kap­sa­yan “Bi­yo­gü­ven­lik Ka­nun Ta­sa­rı­sı.” İki­si de ay­nen ya­sal­la­şır­sa, bun­la­rı da çoo­ok tar­tı­şa­ca­ğız. Çün­kü bi­ri­si Ta­rım Ba­kan­lı­ğı­’nı di­ğe­ri de bi­lim­sel ça­lış­ma­la­rı çık­ma­za so­ka­cak­tır.

         Da­ha ön­ce de yaz­dım. GDO yö­net­me­li­ği­nin “Bi­yo­gü­ven­lik Ka­nun Ta­sa­rı­sı­” ya­sal­laş­tık­tan son­ra çık­ma­sı ge­re­ki­yor­du. Ama “He­le ya­pa­lım, yan­lış olur­sa dü­zel­ti­ri­z” man­tı­ğı ile ha­re­ket edil­di­ği için GDO yö­net­me­li­ği ko­nuy­la pek ala­ka­lı ol­ma­yan ka­nun ve ka­rar­na­me­le­re da­yan­dı­rıl­ma­ya ça­lı­şıl­dı. Hâl­bu­ki “Bi­yo­gü­ven­lik Ka­nun Ta­sa­rı­sı­” ya­sal­laş­tık­tan son­ra çı­kar­tıl­say­dı, bu ka­nu­na da­yan­dı­rı­la­cak­tı. Böy­le­ce de bir da­ya­nak so­ru­nu ol­ma­ya­cak­tı. As­lın­da GDO yö­net­me­li­ği ile “Bi­yo­gü­ven­lik Ka­nun Ta­sa­rı­sı­” ara­sın­da öy­le aman aman bir fark da yok­tur. Yö­net­me­lik­te­ki bir­ta­kım mad­de­ler ka­nun ta­sa­rı­sı­na da ay­nen ya­zıl­mış. Eğer bu iş yö­net­me­lik­le olu­yor­duy­sa, ka­nu­na ne ge­rek var­dı?.. Ba­kan­lık hem yö­net­me­lik­te hem de kanun tasarısında sap­la sa­ma­nı bir bi­ri­ne ka­rış­tır­mış. Ör­ne­ğin; bi­lim­sel amaç­la kul­la­nı­la­cak GDO­’la­rın ül­ke­ye ge­ti­ril­me­si ve do­la­şı­mı, GDO­’lu ürün­le­rin it­ha­li­ne ve sa­tı­şı­na iliş­kin pro­se­dü­rün içi­ne so­kul­muş. Hâl­bu­ki bun­lar için ay­rı bir pro­se­dü­rün be­lir­len­me­si ge­re­kir­di.

Bir şey ya doğrudur, ya da yanlıştır

         Öte yan­dan ya­pı­lan dü­zen­le­me­ler­de in­san ak­lı­nın al­ma­ya­ca­ğı bir sü­rü çe­liş­ki var. Ör­ne­ğin; GDO­’lu ürün­le­rin Tür­ki­ye­’de kul­la­nı­mı­nın ser­best, üre­ti­mi­nin ya­sak ol­ma­sı gi­bi. Kar­de­şim bu ürün­le­rin it­ha­la­tı­na ve kul­la­nı­mı­na izin ve­ri­yor­su­nuz da, üre­ti­mi­ne ni­ye ya­sak ko­yu­yor­su­nuz? Üre­ti­mi­ne koy­du­ğu­nuz ya­sa­ğın ge­rek­çe­si bun­la­rın za­rar­lı ola­bi­le­cek­le­ri­ne iliş­kin söy­lem­ler ise, GDO­’lu ürün­le­rin in­san ve hay­van gı­da­sı ola­rak tü­ke­til­me­si ha­lin­de de za­rar­la­rı­nın ola­bi­le­ce­ği­ne iliş­kin söy­lem­ler var. Bu söy­lem­le­rin bi­ri­ni dik­ka­te alıp di­ğe­ri­ni na­sıl es ge­çi­yor­su­nuz? İt­ha­la­tı­na ve kul­la­nı­mı­na mü­sa­ade et­ti­ği­ni­ze gö­re, GDO­’lu ürün­le­rin za­rar­lı ol­ma­dı­ğı­nı dü­şü­nü­yor­su­nuz de­mek­tir. GDO­’lu to­hum­lar­la üre­tim yap­ma­nın çift­çi açı­sın­dan da­ha kâr­lı ol­du­ğu söy­le­ni­yor. Bu du­rum­da, bi­zim çift­çi­mi­zi ni­ye GDO­’lu to­hum­la­rın fay­da­la­rın­dan mah­rum edi­yor­su­nuz? GDO­’lu to­hum­lar­la ya­pı­lan üre­ti­min ma­li­ye­ti ha­ki­kat­ten da­ha dü­şük­se, bi­zim çift­çi­miz bun­la­rı kul­la­nan ül­ke­le­rin çift­çi­le­riy­le na­sıl re­ka­bet ede­cek? Dün­ya’­da her­kes ta­rım­sal üre­ti­mi­ni art­tı­rıp, it­ha­la­tı­nı azalt­ma­nın yol­la­rı­nı arar­ken, bi­zim Ta­rım Ba­kan­lı­ğı’nın GDO­’lu ürün it­ha­la­tı­nı ya­sal­laş­tı­rır­ken, üre­ti­mi­ni ya­sak­la­ya­rak, bu­nun tam ter­si­ni yap­ma­sı an­la­şı­lır bir olay de­ğil­dir. Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti Ta­rım Ba­kan­lı­ğı, tü­ke­ti­ci açı­sın­dan bir risk teş­kil et­me­di­ği­ni dü­şün­müş ol­ma­lı ki GDO­’lu ürün­le­rin it­ha­la­tı­nı ya­sal­laş­tır­mış­tır. Pe­ki, ay­nı Ta­rım Ba­kan­lı­ğı GDO­’lu ürün­le­rin Tür­ki­ye’de üre­ti­mi­ni ya­sak­lar­ken ki­min ya­nın­da yer al­mış­tır? Türk çift­çi­le­ri­nin mi, yok­sa ABD, Ka­na­da, Bre­zil­ya ve Ar­jan­tin çift­çi­le­ri­nin mi?

“Bi­yo­gü­ven­lik Ka­nun Ta­sa­rı­sı­”nı ve GDO Yö­net­me­li­ği­ni ha­zır­la­yan­lar bun­la­rı hiç dü­şün­me­di mi? Ya da bi­ri­le­ri on­la­ra “Boş ve­rin siz GDO­’lu üre­ti­mi. O işi biz ya­pı­yo­ruz. Siz; flo­ra­nı­zı boz­ma­yın, top­rak­la­rı­nı­zı kir­let­me­yin. Bi­zim üret­tik­le­ri­mi­zi alın tü­ke­ti­n” mi de­di­ler. Şa­yet öy­le ise bun­lar ne ka­dar gü­zel in­san­la­r… Bi­zim için ken­di ül­ke­le­ri­ni ve ken­di top­rak­la­rı­nı fe­da et­mek­le kal­mı­yor­lar, bi­ze flo­ra­mı­zı ve top­rak­la­rı­mı­zı ko­ru­ma ko­nu­sun­da yol da gös­te­ri­yor­lar!..

Son Sözümüz ve Çözüm Önerimiz

         Ney­se la­fı da­ha faz­la uzat­ma­dan her za­man ol­du­ğu gi­bi ko­nu­yu yi­ne çö­züm öne­ri­miz­le bağ­la­ya­lım. Şöy­le ki, GDO ye­ni bir tek­no­lo­ji­dir. Bu tek­no­lo­ji­ye iliş­kin bir­ta­kım avan­taj­lar ve en­di­şe­ler dil­len­di­ri­li­yor. Tür­ki­ye, bu­nun­la il­gi­li ya­sal dü­zen­le­me­le­ri yap­ma­dan ön­ce avan­taj­la­rı ve en­di­şe­le­ri bi­li­min süz­ge­cin­den ge­çi­re­rek bu­na “e­ve­t” mi, “ha­yı­r” mı di­ye­ce­ği­ne ka­rar ver­me­liy­di. Onu, bu­nu mem­nun et­mek için hem “eve­t”, hem “ha­yı­r” man­tı­ğı ola­maz. Bi­li­yor­su­nuz man­tık­ta bir ku­ral var­dır: “Bir şey ya doğ­ru­dur, ya da yan­lış­tır. Üçün­cü bir ih­ti­mal ol­maz.” GDO tek­no­lo­ji­si­ni ve ürün­le­ri­ni ya ka­bul, ya red­de­der­si­niz. Ka­bul et­ti­ği­niz za­man, hem üre­ti­mi­ni, hem de it­ha­la­tı­nı ser­best bı­ra­kır­sı­nız. Red­det­ti­ği­niz za­man da, üre­ti­mi­ne de, it­ha­la­tı­na da izin ver­mez­si­niz. Üre­ti­mi­ni ya­sak­la­yıp, it­ha­la­tı­nı ser­best­leş­ti­rir­se­niz, baş­ka ül­ke­ler­de GDO­’lu üre­tim ya­pan çift­çi­le­ri ko­ru­yan bir po­li­ti­ka iz­le­miş olur­su­nuz ki, bu da si­zi Türk çift­çi­si­nin de­ğil de baş­ka ül­ke­le­rin çift­çi­le­ri­nin ya­nın­da gös­te­rir. Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti Ta­rım Ba­kan­lı­ğı­’nın Türk çift­çi­le­ri du­rur­ken baş­ka ül­ke­le­rin çift­çi­le­ri­nin ya­nın­da ol­ma­sı dü­şü­nü­le­mez. Tek­rar tek­rar söy­lü­yo­rum: Her­ke­sin ta­rım­sal üre­ti­mi­ni art­tı­rıp, it­ha­la­tı­nı azalt­ma yol­la­rı­nı ara­dı­ğı bir dün­ya­da, siz bu­nun ter­si­ni ya­pı­yor­sa­nız, çok yan­lış bir yol­da­sı­nız de­mek­tir. Unut­ma­yın! “Za­ra­rın ne­re­sin­den dö­nü­lür­se kâr­dır.”

TÜRKEŞ'İN "TARIM KENTLERİ"Nİ, ECEVİT'İN "KÖYKENTİ"Nİ
SUUDİLER Mİ
HAYATA GEÇİRİYOR?

         Ge­çen ay “Mey­ve ve seb­ze ih­ra­ca­tı için et­ra­fı­mız­da çok pa­zar var” baş­lık­lı ya­zım­da, Tür­ki­ye­’nin Av­ru­pa­’ya faz­la bir mey­ve seb­ze sat­ma şan­sı ol­ma­dı­ğı­nı be­lirt­miş, bu yüz­den Av­ru­pa ta­kın­tı­sın­dan vaz­ge­çe­rek et­ra­fı­mız­da­ki baş­ka pa­zar­la­ra yö­nel­me­miz ge­rek­ti­ği­ni vur­gu­la­mış­tım. Bu pa­zar­lar için de baş­ta Suu­di Ara­bis­tan ol­mak üze­re, Or­ta­do­ğu, Af­ri­ka ve Ba­tı As­ya ül­ke­le­ri­ni işa­ret et­miş­tim. Bu ya­zım­dan son­ra iki ge­liş­me ol­du. Bi­rin­ci­si Baş­ba­ka­nı­mız Sa­yın Re­cep Tay­yip Er­do­ğa­n’­ın Ka­tar zi­ya­re­ti, ikin­ci­si de adı ge­çen ya­zı­da sö­zü­nü et­ti­ğim Suu­di Ara­bis­tan ser­ma­ye gru­bu­nun Tür­ki­ye tem­sil­ci­si­nin zi­ya­re­ti ve açık­la­ma­sıy­dı.

Katar'la 500 Milyon Dolarlık Bağlantı

         Baş­ba­ka­nı­mı­zın Ka­tar zi­ya­re­tin­den ön­ce bir Suu­di Ara­bis­tan zi­ya­re­ti ol­muş­tu. O zi­ya­ret­te­ki gö­rüş­me­ler­de ma­sa­ya gı­da ve ta­rım ürün­le­ri ti­ca­re­ti­nin ge­lip gel­me­di­ğini bilmiyoruz, ama Ka­tar zi­ya­re­ti­ne ta­rım sek­tö­rü­ne ya­tı­rım ya­pan iş adam­la­rı­mı­zı ve mey­ve seb­ze ih­ra­cat­çı­la­rı­mı­zı da gö­tür­dü­ğü­nü, ya­pı­lan gö­rüş­me­ler­den son­ra, bu ül­ke ile hem “Ta­rım İş­bir­li­ği An­laş­ma­sı”nın im­za­lan­dı­ğı­nı, hem de 500 mil­yon do­lar­lık bir bağ­lan­tı ya­pıl­dı­ğı­nı öğ­ren­dik. Bu ge­liş­me be­nim söy­le­dik­le­ri­mi te­yit et­me­si ba­kı­mın­dan ta­bi ki önem­li­dir. An­cak, bun­dan da­ha önem­li­si yıl­lar­dan be­ri gö­re­me­di­ği­miz, bel­ki de gör­mek is­te­me­di­ği­miz et­ra­fı­mız­da­ki pa­zar­la­rın keş­fi­dir. Ka­tar, Or­ta­do­ğu­’da­ki kü­çük ül­ke­ler­den bi­ri­si­dir. Bu­ray­la 500 mil­yon do­lar­lık ta­rım­sal ti­ca­ret bağ­lan­tı­sı ya­pı­la­bi­li­yor­sa, böl­ge­de­ki di­ğer ül­ke­ler­le çok da­ha faz­la­sı ya­pı­lır. Ör­ne­ğin, ge­çen ay­ki ya­zım­da da be­lirt­ti­ğim gi­bi böl­ge­nin en bü­yük ül­ke­le­rin­den bi­ri­si olan Suu­di Ara­bis­tan gı­da ve ta­rım ürün­le­ri yö­nün­den Tür­ki­ye için çok iyi bir pa­zar. Buğ­da­yın dı­şın­da he­men bü­tün ta­rım ürün­le­ri­ ve gı­da ih­ti­ya­cı­nı it­ha­lat­la kar­şı­la­yan bu ül­ke­ye ne­den­se bi­zim mey­ve ve seb­ze ih­ra­ca­tı­mız yok­tur. Ge­çen ay bu ko­nu­nun da al­tı­nı çizerek, Suu­di Ara­bis­tan­lı bir ser­ma­ye gru­bu­nun Tür­ki­ye­’de­ki ta­rım­sal ya­tı­rım gi­ri­şi­min­den bahsetmiş, “Biz mey­ve ve seb­ze sat­mak için on­la­ra git­me­yin­ce, on­lar Tür­ki­ye­’de ta­rım yap­mak için ha­re­ke­te geç­ti­ler” de­miş­tim.

         Tür­ki­ye­’nin gün­de­mi­ne geç­ti­ği­miz yıl or­ta­la­rın­da İs­tan­bu­l’­da ya­pı­lan Türk-Suu­di İş Kon­se­yi 9. Or­tak Top­lan­tı­sı­’n­dan son­ra “Su­udi Şir­ke­ti­’n­den ta­rı­ma 20 mil­yar do­lar ya­tı­rım” baş­lık­lı ha­ber­ler­le gi­ren bu gru­bun Pla­net Fo­od World isim­li şir­ke­ti­nin Tür­ki­ye Ge­nel Mü­dü­rü Sa­yın Me­te Mut­lu­oğ­lu, ge­çen­ler­de zi­ya­re­ti­mi­ze gel­di. “Sey­fet­tin Bey, bu ay­ki ya­zı­nız­da üs­tü ka­pa­lı ola­rak bi­zim te­şeb­bü­sü­müz­den bah­set­miş­si­niz. Ön­ce bir dü­zelt­me yap­mak, son­ra da il­gi­ni­zi çe­ke­ce­ği­ni dü­şün­dü­ğüm ça­lış­ma­la­rı­mız ve he­def­le­ri­miz hak­kın­da si­ze ay­rın­tı­lı bir bil­gi sun­mak is­ti­yo­rum” de­di.

         He­men be­lir­te­yim ki, Sa­yın Mut­lu­oğ­lu­’nun an­lat­tık­la­rı­nın bir­ço­ğu­nu bi­li­yor­dum ve bun­la­rı ilk fır­sat­ta siz­ler­le pay­laş­mak is­ti­yor­dum. O fır­sat şim­di doğ­muş ol­du. An­cak, ön­ce Sa­yın Mut­lu­oğ­lu­’dan bir iki cüm­le ile bah­set­mek is­ti­yo­rum. Çün­kü bu, hem onun pro­je ile il­gi­si­nin, hem de an­la­ta­cak­la­rı­nın da­ha iyi an­la­şıl­ma­sı için ge­rek­li di­ye dü­şü­nü­yo­rum.

         Sa­yın Me­te Mut­lu­oğ­lu, 1970-1996 yıl­la­rı ara­sın­da STFA Hol­din­g’­de İş Ge­liş­tir­me Kı­dem­li Baş­kan Yar­dım­cı­sı ve bu Hol­din­g’­in Mü­hen­dis­lik A.Ş., İn­şa­at A.Ş. şir­ket­le­ri­nin Yö­ne­tim Ku­ru­lu Baş­kan­lık gö­rev­le­ri­ni ic­ra eden dua­yen yö­ne­ti­ci­le­rin­den­dir. Yö­ne­ti­ci­si ol­du­ğu şir­ket­ler, Ku­zey Af­ri­ka, Or­ta As­ya, Or­ta Do­ğu ve Arap Ya­rı­ma­da­sı mem­le­ket­le­rin­de 1972’den be­ri bü­yük ta­ah­hüt ve mü­hen­dis­lik hiz­met­le­ri yü­rüt­müş, baş­ta  oto­yol­lar, li­man­lar ve Mek­ke­’de­ki çok sa­yı­da tü­nel ol­mak üze­re Suu­di Ara­bis­ta­n’­da bir­çok in­şa­at ta­ah­hüt işi­ni ger­çek­leş­tir­miş­tir. Suu­di Ara­bis­tan­lı Mü­te­şeb­bis­ler, Tür­ki­ye­’de ta­rım­sal üre­tim ve ya­tı­rım yap­ma­ya ka­rar ve­rin­ce, tanıdık, bildikleri bir iş adamı olarak onu da da­vet et­miş­ler.

Türkeş'in "Tarım", Ecevit"in "Köy" Kentleri

         Ba­na rah­met­li Al­pars­lan Tür­ke­ş’­in “Ta­rım Kent­le­ri”ni, rah­met­li Bü­lent Ece­vi­t’­in de “Köy Kent­le­ri”ni çağ­rış­tı­ran Su­udi­le­rin “20 Bin Mo­dü­ler Çift­lik Pro­je­si”yle il­gi­li ola­rak Sa­yın Me­te Mut­lu­oğ­lu­’nun yaptığı açık­la­ma­la­rı­nın sa­tır ara­la­rın­da; hem köy­lü­le­ri­miz, hem de iş adam­la­rı­mız için il­ginç me­saj­lar var. Onun için aynen aktarıyorum:

         “Sey­fet­tin Bey izin ve­rir­se­niz ön­ce, Suu­di Ara­bis­tan­lı ser­ma­ye gru­bu ifa­de­si­ne iliş­kin bir dü­zelt­me yap­mak is­ti­yo­rum. Evet, gru­bun or­tak­la­rı ara­sın­da Suu­di Ara­bis­tan­lı mü­te­şeb­bis­ler de var. An­cak Tür­ki­ye­’de­ki is­mi Pla­net Fo­od World Gı­da San. Ve Tic. Ltd. olan şir­ke­ti­miz, ulus­la­ra­ra­sı fon­la­rı kul­lan­ma be­ce­ri­si gös­te­ren bir olu­şum­dur. Bi­li­yor­su­nuz; ser­ma­ye­nin, ya­tı­rım ve des­tek fon­la­rı­nın ba­zen kim­li­ği pek ol­maz. Biz; dış ser­ma­ye­ye da­ya­lı, Türk or­tak­lı,  ku­rum­sal baz­da bir Türk şir­ke­ti­yiz. Ya­ni, Pla­net Fo­od World Gı­da San. Ve Tic. Ltd. Türk ka­nun­la­rı­na gö­re ku­rul­muş bir şir­ket­tir. Tür­ki­ye­’de­ki or­ga­ni­zas­yon ta­mam­lan­dık­tan son­ra, üre­ti­le­cek ürün­le­ri yurt dı­şın­da pa­zar­la­ya­cak bir ulus­la­ra­ra­sı pa­zar­la­ma şir­ke­ti da­ha ku­ru­la­cak­tır.

         Tür­ki­ye­’de üre­te­cek­le­ri­mi­ze ge­lin­ce bun­lar; et, ba­lık, ta­vuk, süt ve yu­mur­ta gi­bi hay­van­sal, mey­ve ve seb­ze gi­bi bit­ki­sel ürün­le­r… Bun­la­rı ku­ra­ca­ğı­mız 20 bin mo­dü­ler çift­lik­te üret­me­yi plan­lı­yo­ruz. Her bi­ri 10 dö­nüm­den olu­şan bu çift­lik­le­rin 30-50 ta­ne­si bir ara­da yer ala­cak. Bu­ra­lar­da ya­pı­lan üre­tim, ku­ru­la­cak sa­na­yi te­sis­le­rin­de iş­le­ne­rek dün­ya­ya pa­zar­la­na­cak­tır. “Fo­od Pro­ces­sing” de­di­ği­miz, gı­da­nın üre­ti­miy­le il­gi­li te­sis­le­rin ve bun­la­ra iliş­kin şir­ket­le­rin ku­rul­ma­sıy­la ya­pı­lan­ma ta­mam­la­na­cak­tır.

         Bu­gü­ne ka­dar bi­zim­le il­gi­li çok spe­kü­la­tif ya­yın­lar ve yo­rum­lar ya­pıl­dı. Ben bun­la­rı faz­la önem­se­mi­yo­rum. Çün­kü bu­ra­da asıl so­rul­ma­sı ge­re­ken kri­tik so­ru şu­dur: “Bu şir­ket ne­den Tür­ki­ye­’de ku­rul­du ve Tür­ki­ye­’ye ne ge­ti­re­cek?”

         Tür­ki­ye­’nin ter­cih edil­me­si­nin se­be­bi, üç kı­ta­nın or­ta­sın­da­ki ko­nu­mu­dur. Ka­ra, ha­va ve de­niz tra­fi­ği­ne çok el­ve­riş­li­dir. Ay­nı za­man­da li­be­ral bir ül­ke­dir. Tür­ki­ye­’ye ge­rek bor­sa ha­re­ket­le­riy­le, ge­rek­se bü­yük hol­ding­le­rin en­düs­tri­yel ya­tı­rım­la­rıy­la ya­ban­cı ser­ma­ye ve tek­no­lo­ji gel­mek­te­dir. Bu ser­ma­ye do­ğu­dan da, ba­tı­dan da ge­le­bi­lir. Bu­ra­da asıl ir­de­len­me­si ge­re­ken bi­zim ya­tı­rı­mı­mı­zın ve sis­te­mi­mi­zin mem­le­ke­te ge­ti­re­ce­ği fay­da­lar­dır.

         Dün­ya­’da aç­lık bo­yu­tu ve te­mel gı­da ih­ti­ya­cı hız­la art­mak­ta­dır. Yer­kü­re­miz­de bun­dan son­ra ta­rım­sal üre­tim, en­düs­tri­yel an­la­yış ve sis­te­me da­ya­lı çift­lik­ler­de ya­pı­la­cak­tır. Bir Türk şir­ke­ti olan Pla­net Fo­od World, bu an­lam­da ül­ke­mi­ze ye­ni bir ta­rım tek­no­lo­ji­si ve ye­ni bir for­mat ge­ti­re­cek­tir. Ya­ni, su­na­ca­ğı­mız fa­ali­yet en­düs­tri­yel ta­rım­dır. Bu­nun bir di­ğer adı da di­key ta­rım­dır. Ka­pa­lı alan­da su­yu, elek­tri­ği, ışı­ğı, ne­mi kon­trol al­tın­da tu­tan bu yön­tem­le se­ne­nin 365 gü­nü seb­ze ve ba­zı mey­ve­le­ri üret­mek müm­kün­dür. Bu sis­tem gün ışı­ğı­nın ye­ter­li ol­ma­dı­ğı hal­ler­de, su­ni ışık ve­ren ve ışık müd­de­ti­ni art­tı­ra­rak da­ha kı­sa za­man­da da­ha çok ürün al­ma im­kâ­nı olan bir sis­tem­dir. Bil­di­ği­miz gi­bi ik­lim ve coğ­ra­fi şart­la­rın uy­gun ol­du­ğu mem­le­ket­ler­de, ge­le­nek­sel ola­rak ba­zı ürün­ler­de se­ne­de 2-3 mah­sul alı­na­bi­li­yor. Ora­la­rın ken­di­ne has ik­lim özel­lik­le­ri olan bir coğ­raf­ya­sı var, ama bu­gün­kü tek­no­lo­ji, ay­nı im­kâ­nı kul­la­na­bi­lir­sek, bi­ze bu­nu bu­ra­da da ve­ri­yor. Ya­ni bir ma­na­da ora­da­ki el­ve­riş­li ik­lim ve coğ­ra­fi or­ta­mı Tür­ki­ye­’ye ge­ti­ren akıl­lı çift­lik­ler ola­cak bun­lar. Tür­ki­ye­’ye ge­ti­re­ce­ği­miz en­düs­tri­yel ta­rım iş­te bu­dur. Pe­ki, bun­lar Tür­ki­ye­’de hiç mi yok? Ta­bi ki var. Ama bun­lar ufak çap­ta ve la­bo­ra­tu­var ba­zın­da ça­lış­ma­lar... Biz eko­no­mik bü­yük­lük­te­ki mo­dern iş­let­me­ler­de or­ga­nik ta­rım­sal üre­ti­mi ken­di öl­çek, stan­dart ve ka­li­te­mi­ze gö­re en­düs­tri­yel baz­da yap­ma he­de­fin­de­yiz. Çift­lik­ler, her bi­ri 10 dö­nüm­lük bi­rim­ler ha­lin­de, 30-50 adet mo­dü­ler çift­lik bir ara­da en­teg­re sis­tem ha­lin­de ve ço­ğu ka­pa­lı alan­lar­da ku­ru­la­cak­tır. Tür­ki­ye­’de­ki şart­lar in­ce­le­nip çift­lik yer­le­şim ve da­ğı­lım he­sap­la­rı ya­pıl­dık­tan son­ra; her bi­ri pro­je­si­ne gö­re tak­ri­ben 150 ila 400 bin do­la­ra mal ola­cak, mey­ve-seb­ze, bü­yük­baş-kü­çük­baş hay­van, ba­lık ve ta­vuk çift­lik­le­ri ola­rak ku­ru­la­cak­tır. He­de­fi­miz, Tür­ki­ye ge­ne­lin­de 20 bin çift­li­ği 5 se­ne içe­ri­sin­de re­ali­ze ede­bil­mek­tir. Bu ger­çek­le­şir­se, tak­ri­ben 200 bin ki­şi­lik is­tih­dam kay­nak­lı bir fa­ali­yet bo­yu­tu­na ula­şa­ca­ğı­mı­zı he­sap­lı­yo­ruz.

         Bi­zim­le il­gi­li ya­pı­lan spe­kü­la­tif yo­rum­lar­da de­ni­yor ki, “ve­rim­li ara­zi­ler ka­pa­tı­la­cak.” Bu doğ­ru de­ğil. Çün­kü bi­zim üre­tim tek­no­lo­ji­miz­de ara­zi­nin; ço­rak, ve­rim­siz ve­ya eğim­li ol­ma­sı önem­li de­ğil. Bu yüz­den “ve­rim­li top­rak­lar ki­ra­la­na­cak, sa­tın alı­na­cak, ka­pa­tı­la­cak” ifa­de­le­ri yan­lış­tır. Bi­zim bit­ki­sel üre­tim sis­te­mi­miz­de, yük­sek ve ka­pa­lı or­tam için­de, 8-10 kat­man­lık di­key te­sis­ler in­şa edi­le­cek­tir. Ya­ni ve­rim­li ara­zi ka­pat­ma­ya ve­ya sa­tın al­ma­ya o nok­ta­da ih­ti­ya­cı­mız ol­ma­ya­cak­tır. Ye­ter ki ener­ji te­mi­ni, yol alt ya­pı­sı ko­lay, ya­kın ve­ya mev­cut ol­sun.

         Bu­ra­da en önem­li nok­ta ye­tiş­ti­ri­le­cek genç ne­sil­dir. Kır­sal ke­sim­de çok kar­şı­laş­tı­ğı­mız şek­liy­le Tür­ki­ye­’de köy­ler bo­şal­mış ve bu­ra­lar­da sa­de­ce yaş­lı ku­şak kal­mış­tır. Bu pro­je sa­ye­sin­de bu­gün şe­hir­le­re gö­çen­ler kır­sa­la ge­ri dö­ne­cek­ler. Ge­ri ge­len genç­ler eği­ti­le­cek ve hep­si­ne bi­rer me­su­li­yet ve­ri­le­cek. Çift­lik bün­ye­si için­de ev tahsis edilecek, bun­lar ai­le­le­ri ile bir­lik­te çift­lik sis­te­mi için­de sigortalanacak. Sağ­lık si­gor­ta­la­rı ola­cak. Cep­le­ri­ne pa­ra ko­na­cak. Ça­lı­şan­lar çift­lik­te­ki di­ğer kul­la­nım alan­la­rı­nı de­ğer­len­di­re­bi­le­cek­ler. Bu de­ğer­len­dir­me; ta­rım tu­riz­mi, arı­cı­lık, mey­ve­ci­lik şek­lin­de ola­bi­le­cek. Ay­rı­ca çev­re­de­ki in­san­la­rın el işi ürünleri de yi­ne çift­lik dâ­hi­lin­deki gi­ri­şim­ci mer­kez­le­rin­de de­ğer­len­di­rile­rek ken­di­le­ri­ne ek ge­lir sağlanacaktır. Bu genç­ler­den tek bek­len­ti­miz ise is­te­di­ği­miz stan­dart­ta ça­lış­ma­la­rı­dır. O yüz­den bu genç­le­rin eği­til­me­si nok­ta­sın­da da, üre­tim aşa­ma­sın­da da üni­ver­si­te­ler­le iş­bir­li­ği için­de ola­ca­ğız. Ve­te­ri­ner, zi­ra­at ve di­ğer fa­kül­te­ler­le işbirliği yapacağız. Bu genç­ler 3 ay­lık bir eği­tim gö­re­rek, na­sıl ça­lı­şa­cak­la­rı­nı öğ­re­ne­cek­ler. Ya­tı­rı­mın ilk etap­ta­ki sos­yal fay­da­sı bun­lar ola­cak. Bu­ra­da de­ne­bi­lir ki, çift­lik­ler eko­no­mik ola­rak ken­di­ni sür­dü­re­bi­le­cek mi? Ser­ma­ye ko­nu­su bu­ra­da sa­de­ce ilk ku­ru­luş­ta bü­yük öl­çek­li ku­rul­mak için ge­rek­li­dir. On­dan son­ra ser­ma­ye­ye de ih­ti­yaç yok­tur. Ya­tı­rım ken­di­ni de­vam et­ti­re­cek­tir. Stan­dart­la­rı sa­bit, plan­la­ma­sı ya­pıl­mış, ma­li­yet­le­ri çok aşa­ğı­la­ra çe­kil­miş, 365 gün ya­ğış ve ik­lim şart­la­rın­dan et­ki­len­me­yen bir yön­tem­le üre­til­miş ka­li­te­li ürü­nü biz dün­ya nü­fu­su azal­ma­dık­ça her za­man sa­ta­bi­li­riz. Ge­çen se­ne­ler­de on bin­ler­ce ton el­ma çü­rü­dü di­ye ha­ber­ler çık­mış­tı. Bun­la­rın as­la çü­rü­me­me­si la­zım. Ba­tı­’da as­la böy­le bir şey ol­maz. Ya ta­ze ye­nir ya da su­yu sı­kı­lıp de­po­la­nır. Tür­ki­ye­’de ge­nel­de bu me­ka­niz­ma he­nüz yok. Var­sa mün­fe­rit ve yay­gın de­ğil. Bi­zim sis­te­mi­miz­de ne el­ma çü­rü­ye­cek, ne kar­puz tar­la­da ka­la­cak. Hep­si top­la­na­cak, iş­le­ne­cek ve sa­tı­la­cak. Biz­ce bu sis­tem eko­lo­jik ola­rak da, eko­no­mik ola­rak da, sos­yal ola­rak da sür­dü­rü­le­bi­lir­dir.

Sisteme Dünya'dan Çok Büyük İlgi Var

         Bü­yük, kü­çük top­rak sa­hip­le­ri, be­le­di­ye­ler, ko­ope­ra­tif­ler, böl­ge­sel ta­rım­sal kal­kın­ma pro­je­le­ri ya­pan grup­lar ve ku­ru­luş­lar, ya­tı­rım­la­rı ya­rım kal­mış kim­se­ler bi­ze ge­li­yor­lar. Bi­zim sis­te­mi­miz için­de iş­bir­li­ği im­kâ­nı arı­yor­lar. Çok mü­ra­ca­at var. Ne­re­dey­se bu haf­ta­da 5-10’u bu­lu­yor. Bu ara­da yurt­dı­şın­dan da il­gi var. Uk­ray­na, Eti­yop­ya, Bul­ga­ris­tan, Ro­man­ya, Irak, Um­man, Azer­bay­can, Mo­ri­tan­ya, Ugan­da, Se­ne­gal, Hin­dis­tan gi­bi mem­le­ket­ler­den iş­bir­li­ği tek­lif­le­ri ge­li­yor. Ama ben bir Türk ola­rak bu ya­tı­rım­la­rın ön­ce­lik­le ül­kem­de ger­çek­leş­ti­ril­me­si­ni gör­mek ve bu yön­de hiz­met ver­mek is­ti­yo­rum. Tek­rar al­tı­nı çiz­mek is­te­rim ki bi­zim spe­kü­las­yon­lar­la işi­miz ol­ma­dı­ğı gi­bi kim­se­nin top­ra­ğın­da da gö­zü­müz yok­tur. Bu pro­je­le­ri­miz ve he­def­le­ri­mi­zin bo­yu­tu hak­kın­da dev­le­ti­mi­zin en üst yö­ne­tim kat­la­rı­nın za­ten bil­gi­si var.”

         An­la­tı­lan­la­rı siz na­sıl bul­du­nuz bil­mi­yo­rum, ama pro­je ba­na ya­pı­la­cak üre­tim­den çok sos­yal yö­nüy­le il­ginç gel­di. Yu­ka­rı­da da ifa­de et­ti­ğim gi­bi bi­raz rah­met­li Al­pars­lan Tür­ke­ş’­in “Ta­rım Kent­le­ri”ne, bi­raz da rah­met­li Ece­vi­t’­in Or­du­’nun Me­su­di­ye İl­çe­si’n­de bir za­man­lar 150 tril­yon li­ra (bu­gün­kü pa­ra ile 150 mil­yon li­ra) göm­dü­ğü “Köy­kent Pro­je­si”ne ben­zi­yor. Ül­ke­miz­de si­ya­si­le­rin Dev­let im­kân­la­rı ile ya­pa­ma­dı­ğı­nı ba­şa­ran çok mü­te­şeb­bis ör­ne­ği var. Onun için her ne ka­dar üto­pik gö­rün­se de, güç­lü ser­ma­ye­niz var­sa ve bu­nun çok kı­sa za­man­da ge­ri­ye dö­nü­şü­nü bek­le­mi­yor­sa­nız ne­den ger­çek­leş­me­sin ki?.. Öte yan­dan top­ra­ğın kıt, ya­ğı­şın ve su­yun az ol­du­ğu Suu­di Ara­bis­tan, se­nenin bü­yük bö­lü­mün­de kar­lar­la ör­tü­lü olan İz­lan­da gi­bi ül­ke­ler için dü­şü­nü­le­bi­le­cek böy­le bir pro­je­ye, su ve ışık so­ru­nunun faz­la ol­ma­dı­ğı, hem ik­lim, hem top­rak ya­pı­sı, hem de ürün de­se­ni ba­kı­mın­dan çe­şit­li­lik arz eden Tür­ki­ye gi­bi bir ül­ke­nin sun­du­ğu avan­taj­lar da işin ar­tı­la­rı­dır. Biz bugüne kadar onlara ne sebze, ne de meyve satmak için gitmemişiz. Buna rağmen onlar bize gelmişler. Hoş geldiler. İnşallah bizim köylümüze, çiftçimize getiremediğimiz “safâ”yı onlar getirirler... •

ÇİFTÇİMİZİN BİTMEYEN DRAMI: YİNE SEL GİTTİ KUM KALDI

         Bu yıl, bol ya­ğış­lı bir kış mev­si­mi ge­çi­ri­yo­ruz. İn­şal­lah yü­zü­müz ha­sat mev­si­min­de de gü­ler. Kı­şın ya­ğış­lar bol olun­ca, ya­zın su so­ru­nu bü­yük öl­çü­de ya­şan­mı­yor. İlk­ba­har yağ­mur­la­rı da kış ay­la­rın­da­ki gi­bi bol olur­sa be­re­ket­li bir ha­sat mev­si­mi id­rak ede­riz. An­cak kış ay­la­rın­da­ki ya­ğış­lar be­re­ke­tin ya­nı sı­ra yur­dun bir­çok ye­rin­de özel­lik­le ta­rım alan­la­rın­da bü­yük ha­sar­lar yap­tı.

         An­tal­ya ve Edir­ne­’den ge­len fo­toğ­raf­lar ke­li­me­nin tam ma­na­sı ile bir fe­la­ke­tin gö­rün­tü­le­ri. An­tal­ya­’da se­ra­lar su­lar al­tın­da. Çi­lek fi­de­le­ri­nin üs­tü­nü se­lin ge­tir­di­ği mil ört­müş. Sı­rık­ta­ki do­ma­tes­ler ve hı­yar­lar de­niz­de yü­zü­yor gi­bi­ler. Sel su­la­rı ile de­ni­ze ta­şı­nan por­ta­kal­lar ise sa­hi­li tu­run­cu­ya bo­ya­mış. Se­ra­lar­da­ki ve na­ren­ci­ye bah­çe­le­rin­de­ki za­ra­rın bo­yu­tu bi­lin­mi­yor. Cid­di bir yar­dım eli uzan­maz­sa ne se­ra, ne de na­ren­ci­ye bah­çe­si sa­hip­le­ri uzun yıl­lar bel­le­ri­ni doğ­rul­ta­ma­ya­cak.

         Edir­ne­’de­ki du­rum da An­tal­ya­’nın ay­nı. Hat­ta ora­dan da­ha va­him de­ne­bi­lir. Kar­la yağ­mu­run bir­leş­me­si­nin mey­da­na ge­tir­di­ği se­le Bul­ga­ris­ta­n’­ın ba­raj ka­pak­la­rı­nı aç­ma­sı da ek­le­nin­ce Me­riç ve Tun­ca ne­hir­le­ri bir­leş­ti ve Tür­ki­ye­’nin buğ­day am­ba­rı Edir­ne Ova­sı bir der­ya­ya dö­nüş­tü. Son­ba­har­da eki­len buğ­day­lar bir hay­li boy yap­mış­tı. Ka­rın ört­me­si bek­le­nen buğ­day­la­rı, şid­det­li yağ­mur­lar Me­riç ve Tun­ca ne­hir­le­ri­nin yük­se­len de­bi­siy­le bir­le­şin­ce sel ve onun ge­tir­di­ği mil ta­ba­ka­sı ört­tü. Böy­le­ce Edir­ne çift­çi­si de An­tal­ya­’da­ki se­ra ve na­ren­ci­ye üre­ti­ci­le­ri gi­bi bü­yük bir dar­be ye­di.

         Ta­mam, yağ­mur da sel de önün­de du­rul­ma­sı müm­kün ol­ma­yan bi­rer ta­bi afet. Şid­det­li yağ­mu­run yol aça­ca­ğı za­ra­rı ber­ta­raf et­mek için gö­ğe şem­si­ye çe­ke­mez­si­niz. Ama se­lin yol aça­ca­ğı za­ra­rı ön­le­mek ve­ya as­ga­ri­ye in­dir­mek müm­kün. Yağ­mur ve kar su­la­rı­nı tah­li­ye et­mek için do­ğa­nın de­re ve ne­hir ya­tak­la­rın­dan olu­şan bir dü­ze­ni var. Siz bu dü­ze­ni bo­zar ve­ya o tah­li­ye ka­nal­la­rı­nın üze­ri­ne se­ra ve bah­çe ku­rar­sa­nız, bu ka­nal­lar­dan ak­ma­sı ge­re­ken su­lar da si­zin kur­du­ğu­nuz se­ra­la­rı ve bah­çe­le­ri ta­bi ki alıp gö­tü­rür. Öte yan­dan do­ğa­nın ken­di ha­lin­de akıp gi­den ne­hir­le­ri üze­ri­ne ba­raj ya­par bu ba­raj­da bi­ri­ke­cek su­yun tah­li­ye­si için de ge­rek­li ted­bir­le­ri al­maz­sa­nız ne­hir ya­ta­ğı­na sığ­ma­yan su önü­ne ne gel­diy­se ta­bi ki alıp gö­tü­re­cek­tir. Yu­na­nis­tan ve Bul­ga­ris­ta­n’­da­ki ba­raj­lar yü­zün­den Me­riç ve Tun­ca ne­hir­le­ri­nin ta­şa­rak Edir­ne Ova­sı­’nı bas­ma­sı yıl­lar­dan be­ri sü­re­ge­len bir afet. Ama ke­sin­lik­le bir do­ğal afet de­ğil. İn­sa­noğ­lu­nun ken­di eli ile yol aç­tı­ğı bir afet. Bu iki ne­hir de Yu­na­nis­tan ve Bul­ga­ris­ta­n’­dan do­ğup Tür­ki­ye­’den de­ni­ze ula­şı­yor. Ne­hir­le­rin Tür­ki­ye top­rak­la­rın­da­ki mec­raı üze­ri­ne ba­raj yapma imkânı yoktur. Çün­kü ara­zi düm­düz bir ova. Bu ova­da iki ne­hir­ de ken­di su­la­rı­nı bo­şal­ta­cak birer ka­nal oluş­tur­muş. Şid­det­li ya­ğış­lar­da Bul­ga­ris­tan ve Yunanistan ba­raj ka­pak­la­rı­nı açın­ca nehi­rlerin ya­ta­ğı­na sığ­ma­yan su Edir­ne Ova­sı’­nı ba­sı­yor. Bu barajlar yapılırken du­yar­sız ka­lan Tür­ki­ye hâ­lâ ay­nı du­yar­sız­lı­ğı sür­dü­rü­yor. Yağ­mur ya­ğı­yor Yunanlılar ve Bulgarlılar ka­pak­la­rı açı­yor. Edir­ne çift­çi­si­nin be­li kı­rı­lı­yor. Bi­zim yö­ne­ti­ci­le­ri­miz de iki komşu ile hemen ma­sa­ya otu­ru­yor­lar. Su­lar çe­ki­lin­ce de kal­kı­yor­lar. Otur kalk, otur kal­k… Bu yıl­lar­dır sü­ren bir id­man. Ay­nı du­rum Gü­ne­y’­de Amik Ova­sı’n­da Asi Neh­ri’nin taş­ma­sı ile ya­şa­nı­yor. Su­ri­ye Asi Neh­ri üze­rin­de­ki ba­raj ka­pak­la­rı­nı açın­ca Amik Ova­sı’­nı sel ba­sı­yor. Bu defa otur kalk id­ma­nı Su­ri­ye ile ya­pı­lı­yor.

         Bu ka­dar du­yar­sız­lık bu ka­dar be­ce­rik­siz­lik ol­maz. Ha­di Su­ri­ye, Yunanistan ve Bul­ga­ris­tan bu ne­hir­le­rin ya­ta­ğı­nı ge­niş­let­me pro­je­si­ne ka­tıl­mı­yor­lar Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti Dev­le­ti ken­di in­sa­nı­nı, ken­di ser­ve­ti­ni ko­ru­ya­cak ted­bir­le­ri al­mak­tan aciz mi? Ne­dir bu ne­hir­le­rin ya­ta­ğı­nı ge­niş­let­me pro­je­si­nin ma­li­ye­ti al­tın­dan kal­ka­ma­ya­ca­ğı­mız bir ra­kam mı ki her yıl bin­ler­ce çift­çi­mi­zin alın te­ri el eme­ği sel su­la­rı­na gi­de­r?…

         Şu fo­toğ­raf­lar­da­ki yü­rek par­ça­la­yan man­za­ra­la­ra bir ba­kın. Yazık değil mi çiftçimizin emeğine alın terine?... • 

     Buğday tarlasına çamur örtüsü ve
   ağaç gölgesi

   Suyun bu kadar berrak olduğuna bakmayın,
   burası bir göl değil. Meriç ve Tunca nehirlerinin
   taşmasından sonra Edirne Ovası'nın görüntüsü.
   Ağaçların gölgesinin yansıdığı yerde
   bir buğday tarlası vardı.

 

 

     

   Sel gitti, kum kaldı

 Edirne Ovası'nda karın örtmesi beklenen buğday ve
 kanola tarlalarını selin getirdiği  çamur örttü.









 
 
 
Adres : İstiklal Mah. Birlik Cad. No:13/B Ümraniye, İstanbul Tel : +90 216-481 46 90 Fax : +90 216-481 46 93 GSM: +90 532 307 57 33
E-mail : hasad@hasad.com.tr
Hasad Yayıncılık © 2008 Tüm Hakları Saklıdır. Web Tasarım Grimor